|
Senaryonun ilerleyen bölümlerine göre, su
yosunları denizlerdeki gel-gitler sonucunda
deniz kıyılarına tutunurlar ve bir süre sonra
kara bitkilerine dönüşerek kıyılardan içerilere
doğru ilerlerler. Acaba evrimcilerin bu hayali
varsayımı gerçeğe ne kadar yakındır? Birlikte
inceleyelim.
Su yosunlarının karaya geçmeleri durumunda
yaşamalarını imkansız kılacak çok sayıda etken
vardır. Bunlardan en önemlilerine kısaca bir
göz atalım:
1-Kuruma Tehlikesi: Suda yaşayan bir bitkinin
karada yaşayabilmesi için öncelikle yüzeyinin
fazla su kaybından korunması gerekmektedir.
Aksi takdirde bitki kuruyacaktır. Kara bitkileri,
kurumadan korunmak için özel sistemlerle donatılmışlardır.
Bu sistemlerde çok önemli detaylar vardır.
Örneğin bu koruma öyle bir yolla yapılmalıdır
ki oksijen ve karbondioksit gibi önemli gazlar
hiçbir engelle karşılaşmadan bitkinin içine
girip, dışarı çıkabilmelidir, aynı zamanda
buharlaşmanın sağlanması da önlenmelidir.
Böyle hassas bir sistemin tesadüfen oluşması
ihtimal dışıdır, imkansızdır. Eğer böyle bir
sistem bitkide yoksa, bitkinin bu sistemin
gelişmesini bekleyecek milyonlarca yıl zamanı
da yoktur. Böyle bir durumda bitki bir süre
sonra kurur ve ölür. Kaldı ki bu çok özel
sistemler, milyonlarca ve milyarlarca yıl
geçse de tesadüfen oluşamayacak kadar kompleks
sistemlerdir.
2-Beslenme: Su bitkileri, ihtiyaçları olan
suyu ve mineralleri direkt olarak içinde bulundukları
sudan alırlar. Dolayısıyla karaya çıkıp, yaşamaya
çalışan bir su yosununun beslenme problemi
ortaya çıkacaktır. Bunu halletmeden yaşamını
sürdürmesi ise imkansızdır.
3-Üreme: Su yosununun karadaki kısa ömrü sırasında
üremek için herhangi bir şansı da olamaz.
Çünkü su yosunları her türlü işlerinde olduğu
gibi, üreme hücrelerini dağıtma işleminde
de suyu kullanırlar. Karada üreyebilmeleri
için kara bitkilerinde olduğu gibi çok hücreli
üreme organlarına sahip olmaları gereklidir.
Karadaki bitkilerin üreme hücreleri, kendilerini
kurumaktan koruyucu hücrelerle kaplanmışlardır.
Kendini karada bulan bir su yosununda bu üreme
organları olmadığı için, kendi üreme hücreleri
kuruma tehlikesine karşı hiçbir şekilde korunamayacaklardır.
4-Oksijenin yıkıcı etkisinden korunma: Karaya
geçtiği iddia edilen su yosunu oksijeni o
ana kadar suda çözünmüş olarak almıştır. Evrimcilerin
iddiasına göre karaya geçtiği anda oksijeni
daha önce hiç karşılaşmadığı bir biçimde,
yani havadan direkt olarak almak zorundadır.
Bilindiği gibi normal şartlar altında havadaki
oksijenin organik maddeler üzerinde yıkıcı
etkisi vardır.
Karada yaşayan canlılar bu etkiden zarar görmemelerini
sağlayacak sistemlere sahiptirler. Su yosunu
ise, bir su bitkisidir, dolayısıyla oksijenin
olumsuz etkilerinden korunmak için gerekli
olan enzimlere sahip değildir. Bu yüzden karaya
geçtiği anda oksijenin zararlı etkisinden
kurtulması mümkün değildir. Böyle bir sistemin
oluşmasını beklemesi gibi bir durum da söz
konusu değildir. Karaya çıkan bir su yosunu
zaman içinde kuruyarak yok olacaktır.
Evrim teorisinin bu iddiaları farklı açılardan
da ele alındığında mantık bozuklukları ile
karşılaşılacaktır. Örneğin su yosunlarının
yaşadıkları ortamları düşünelim. Evrimciler
tarafından su yosunlarının terk ettikleri
iddia edilen sular, yosunların yaşamalarını
sağlamak için sınırsız imkanlar sunmaktaydı.
Örneğin, sular onları aşırı sıcaklardan koruyup
izole etmekte, ihtiyaçları olan inorganik
mineralleri sağlamaktaydı. Aynı zamanda da
fotosentez yoluyla güneş ışınlarını emerek,
suda çözünen karbondioksitten kendi karbonhidratlarını
(şeker ve nişasta) yapmalarına izin vermekteydi.
Kısaca su, su yosunlarının hem fiziksel özellikleri
hem de fonksiyonlarını gerçekleştiren sistemleri
için son derece ideal bir ortamdı. Yani su
yosunlarının yaşamlarını çok rahat bir şekilde
devam ettirdikleri sulardan çıkıp karaya geçmelerini
gerektirecek hiçbir durum yoktu. Kaldı ki
yosunların genel yapıları da karada yaşamaya
uygun değildi.
Bu durumu tıpkı bir insanın, yeryüzünde yaşayabileceği
ideal bir ortam olmasına rağmen (solunum,
beslenme, üreme, yerçekimi vb. tüm koşullar)
yeryüzünü terk edip uzayda başka bir gezegende
yaşamaya çalışmasına benzetebiliriz. İnsan
ancak şu anki ideal dünya koşullarında yaşayabilecek
bir yapıya sahiptir. Dünyayı terk edip başka
bir gezegene gittiği andan itibaren yaşaması
mümkün değildir. Bunun gerçekleşmesi ne kadar
imkansızsa aynı şekilde su yosununun da suyu
terk ederek karada yaşamaya başlaması o kadar
imkansızdır.
Bu gerçekler karşısında evrimciler klasik
tezleri olan, su yosunlarının kendilerini
karada yaşamaya göre adapte ettikleri fantezisini
öne süreceklerdir. Oysa, çok açıktır ki bir
yosunun, karaya geçme gibi bir eyleme karar
vermesi, bunun için gerekli fizyolojik değişiklikleri
kendi organizmasında gerçekleştirmesi, ardından
da karaya geçmesi normal bir akla sahip herkesin
ne derece imkansız ve saçma olduğunu rahatlıkla
görebileceği bir fantezidir. Canlılar içinde
en üstünü olan, akıl, şuur, irade sahibi insanın
bile, farklı bir ortamda yaşamasını sağlayacak
herhangi bir değişikliği kendi bedeninde gerçekleştirmesi
mümkün değildir. Örneğin bir insanın havada
uçmak istediğinde, kendinde kanat oluşturması
ya da suda yaşamak istediğinde akciğerlerini
solungaca dönüştürmesi mümkün değildir.
Burada söz konusu olan ise hiçbir akla, bilince,
iradeye, karar verme, yargılama, değerlendirme
yeteneğine sahip olmayan, kendi organizması
üzerinde hiçbir değişiklik ya da müdahaleye
güç yetiremeyecek olan bir "yosun"dur.
Ancak ne ilginçtir ki evrimciler kendi teorilerine
sadık kalma uğruna ve küçük düşme pahasına,
bir yosuna bile tüm bu özellikleri atfedecek
bir mantık bozukluğu içine düşmektedirler.
Görüldüğü gibi bir su yosununun karaya geçme
ve karada yaşama gibi bir şansı yoktur. Karaya
çıktığı ilk anda, karada yaşayan bir bitki
gibi, rahatça yaşayabilmesi için kusursuz
işleyen pek çok mekanizmaya sahip olması gereklidir.
Bu mekanizmalara sahip olabilmesi için de
bu özelliklerin kendi DNA'sında en başından
kayıtlı olması gerekmektedir. 1800'lü yılların
sonuna doğru ünlü biyolog Gregor Mendel yaptığı
çalışmalarda bitkileri kullanarak canlılardaki
kalıtım kanunlarını ortaya çıkarmış, bitkilerin
ve diğer canlıların özelliklerinin kromozomlar
yoluyla yeni nesillere taşındığını ortaya
koymuştur. Yani her canlı türü kendi DNA'sında
kendi özelliklerini nesilden nesile korumaktadır.
Sonuçta ortaya çıkan gerçek şudur: Bir su
bitkisinin ne kadar süre geçerse geçsin, şartlar
ne olursa olsun bir kara bitkisine dönüşmesi
imkansızdır.
|