|
|
BİTKİ GÖVDESİ
|
Besin taşınması |
|
Besinlerin taşındığı soymuk boruları (Phloem)
sistemi de iki farklı tür hücreden oluşur.
Bu hücreler besinlerin taşındığı temel (eleyici)
hücreler ve bağlantı hücreleridir. Her iki
hücre de uzundur ve yapı olarak ksilem sistemindeki
hücrelerden tamamiyle farklıdırlar. Bu farklılık
hücrelerin yapısı incelendiğinde net bir şekilde
görülmektedir. Phloem sistemindeki hücrelerin
her ikisi de oldukça ince bir hücre çeperine
sahiptir. Ayrıca bunlar canlı hücrelerdir.
Ksilem sistemindekiler ise ölüdürler.
|
Taşıma sistemini gösteren ağaç kesiti |
| |
Ağaçlardaki
taşıma sistemlerinin en önemli özelliklerinden
biri, bu zor işlemde taşınan maddelere
uygun yapıda hücrelerden oluşan taşıma
kanalının görev almasıdır. Yandaki şematik
anlatımda da görüldüğü gibi su ve besin
farklı kanallar yoluyla taşınarak yapraklara
iletilir. Bitkilerdeki bu sistemin önemli
bir özelliği de hem odun borularının
(ksilem sistemi) ve hem de soymuk borularının
(phloem sistemi) her sene yeni baştan
oluşmasıdır. Kök-yaprak bağlantısını
oluşturan tüm elemanlar hiçbir aksama
olmadan her sene yenilenmektedir.
|
|
Soymuk (phloem) borularını oluşturan temel
(eleyici) hücreler üzerindeki araştırmalar
bunlarda çekirdek bulunmadığını ortaya koymuştur.
Buna karşın, bağlantı hücrelerininse oldukça
yoğun sitoplazmaları ve dışarı doğru çıkık
bir çekirdekleri vardır. Görüldüğü gibi bitkilerin
taşıma sistemlerindeki borular, yapı, şekil
ve oluşum olarak birbirlerinden tamamen farklıdır.
Bu farklılığın nedeni, hücrelerin yerine getirdikleri
görevler ile bağlantılıdır. Hücre çekirdeği,
hücreyle ilgili tüm bilgilerin saklandığı
bir merkezdir. Böyle bir merkezin hücre içinde
bulunmaması ise oldukça olağan dışı bir durumdur.
Temel (eleyici) hücrelerin çekirdekleri yoktur,
çünkü bu hücrelerdeki bu tip organeller besin
maddelerinin akışını engelleyebilirler. Bitkilerdeki
taşıma sistemlerinde çok detaylı bir tasarım
söz konusudur. Her hücrenin görevi ve buna
bağlı olarak da yapısı çok farklıdır. Bu detaylar
karşısında akla çok küçük alanlara yerleştirilmiş
olan bu düzenlerin nasıl ortaya çıktığı sorusu
gelecektir. Böyle bir sistemin tesadüfen oluşması
mümkün değildir. Bu sistem özel olarak hazırlanmış
bir tasarımın sonucudur. Böyle kompleks ve
benzersiz bir sistemin neden tesadüfen oluşamayacağını
sorular sorarak inceleyelim:
Bahsettiğimiz oluşum yani hücre çekirdeğinin
sadece bu hücre türünde yok olması nasıl bir
zamanlama ile, ya da nasıl bir yöntemle ayarlanmış
olabilir? Tesadüfler sadece belli hücrelerin
çekirdeklerini kaybetmeleri gerektiğine nasıl
karar vermiş olabilirler? Karar verdiklerini
farzedelim, bu durumda söz konusu yapının,
binlerce, milyonlarca yıl tesadüfleri bekleyerek
oluşması mümkün müdür? Bu sorunun mutlaka
cevaplandırılması gerekecektir. Bu kesinlikle
mümkün değildir. Düşünelim ve bunu görelim.
Bir bitkideki soymuk borularının eğer çekirdekleri
olsaydı ne olurdu? Bu durumda oluşan ilk tıkanmada
bitki yavaş yavaş ölürdü. Bu da bitkinin yok
olması, dolayısıyla bir süre sonra da bu türün
yok olması anlamına gelirdi. Bu sistemin yeryüzünde
bulunan diğer tüm bitki türlerinde de oluşması
gerektiğini göz önüne alacak olursak, bitkilerdeki
taşıma mekanizmalarının tesadüfen oluşamayacağı
gerçeği daha net görülecektir. Görüldüğü gibi
soymuk borularının bitkiler ilk ortaya çıktıkları
andan itibaren bugünkü özellikleriyle eksiksiz
var olması zorunludur. Bitkilerde zamanla
gelişme diye bir şey söz konusu değildir.Bununla
birlikte böyle karmaşık ve kusursuz bir sistemdeki
dengenin bir kere sağlanmış olması da yetmeyecektir.
Çünkü, ağaçlarda ve büyük bitkilerde odun
boruları (ksilem sistemi) ve aynı zamanda
da soymuk boruları (phloem) sistemi her sene
yeni baştan oluşmaktadır. Sistem; tüm yapıları,
kendine has özellikleri, özel hücre yapıları,
sistemin işleme hızı gibi detaylarıyla birlikte
hiçbir aksama olmadan her sene yenilenmektedir.
Dahası, gıdaların taşınmasında suyun taşınmasının
aksine canlı hücreler kullanılmaktadır. Peki,
bu ayrımın sebebi nedir?
Aynı bitkinin gövdesi içinde yer alan iki
sistemdeki bu fark çok önemlidir, çünkü besin
taşınmasında (phloem sisteminde) minerallerin
bitki içinde iletilebilmeleri için direkt
olarak hücreler görev yaparlar, bu yüzden
hücrelerin canlı olmaları gerekir. Ksilem
sistemindeki hücrelerse suyun taşınmasında
sadece bir boru görevi görürler, suyun yapraklara
iletimini sağlayansa içerideki basınçtır.
Besin taşınmasında canlı hücrelerden oluşan
bir sistemin kurulmasının nedeni işte budur.
Bitkilerin su taşımalarında olduğu gibi, besinleri
taşımalarında da sadece teoriler geçerlidir.
Botanikçiler bu sistemin nasıl çalıştığıyla
ilgili oldukça yoğun araştırmalar yapmışlardır.
Yapılan araştırmalarla ortaya çıkan sonuçlardan
en kabul göreni "toplu akış hipotezidir".
1Bu hipoteze
göre yaprakların iç dokularında besin olarak
üretilen şeker, aktif taşıma yoluyla taşıyıcı
kanalda canlı olan özel hücrelere iletilir.
Bu taşıyıcı kanalı oluşturan hücrelere yani
çekirdeğini kaybeden hücrelere gelen şekerli
çözelti, kanal boyunca bitkinin şeker yoğunluğu
az olan diğer bölgelerine taşınır.2
Bu paragrafı bir de cümleler üzerinde detaylı
düşünerek inceleyelim. Bitkiyi oluşturan hücreler
şekerin az olduğu bölgeleri tespit edip, gerekli
gördükleri yere şeker taşımaktadırlar. Üzerinde
düşünülecek olursa hücrelerin böyle bir işi
yapmalarında olağanüstü bir durum olduğu rahatlıkla
görülecektir. Bu olay nasıl gerçekleşmektedir?
Böyle bir kararı hücrelerin kendi kendilerine
almaları ve şeker yoğunluğunun miktarını yine
kendi kendilerine tespit etmeleri mümkün müdür?
Elbette ki bu mümkün değildir. Şuursuz hücreler
böyle bir tespit yapamazlar. Diğer hücrelerin
nelere ihtiyaçları olduğunu bilemezler. Bitkilerdeki
bu hücreler de evrendeki tüm canlılar gibi
yaratıcıları olan Allah'a boyun eğmişlerdir
ve O'nun ilhamı ile hareket etmektedirler.
Allah bu gerçeği bir ayetinde şöyle bildirmektedir:
|
"...O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği
hiçbir canlı yoktur... " (Hud
Suresi, 56) |
|
| NOTLAR: |
1.
Prof. Dr. İlhami Kiziroğlu, Genel Biyoloji,
Desen Yayınları, Aralık 1990, s.78 |
2.
Milani, Bradshaw, Biological Science,
A molecular Approach, D.C.Heath and Company,
Toronto, s. 431 |
|
|
|
|