|
|
BİTKİLERİN EVRİMİNİN GEÇERSİZLİĞİ
|
Hücrenin yaşayabilmesinde mesajcı RNA son
derece hayati bir görev üstlenmiştir. Ancak
mesajcı RNA hem ökaryotik (canlı hücrelerinde)
hem de prokaryotik (bakteri hücrelerinde)
hücrelerde aynı hayati görevi üstlenmiş olmasına
rağmen, biyokimyasal yapıları birbirlerinden
farklıdır. Science'ta yayınlanan bir makalesinde
Darnell konuyla ilgili olarak şöyle yazmıştır:
"Mesajcı RNA oluşumunun biyokimyasında
ökaryotlar ve prokaryotlar kıyaslandığında
fark o kadar büyüktür ki prokaryot hücreden
ökaryot hücreye evrim muhtemel değildir."
1
Şİmdiye kadar birkaç örneğini verdiğimiz bakteriler
ve bitki hücreleri arasındaki büyük yapısal
farklılıklar evrimci bilim adamlarını büyük
çıkmaza sokmaktadır. Bazı bakterilerin ve
bitki hücrelerinin sahip oldukları ortak yönler
olmasına rağmen, bu yapılar genel olarak birbirlerinden
oldukça farklıdırlar. Hatta bakterilerde hiç
organel bulunmamasına rağmen, bitki hücrelerinde
çok kompleks işlevlere sahip birçok organel
bulunması bitki hücresinin bakteri hücresinden
evrimleştiği iddiasını kesin olarak geçersiz
kılmaktadır. Prof. Ali Demirsoy aşağıdaki
sözleriyle bu durumu açıkça itiraf etmektedir:
" Karmaşık hücreler hiçbir zaman ilkel
hücrelerden evrimsel süreç içerisinde gelişerek
meydana gelmemiştir." 2
|
Evrimcilerin Bu Konudaki İddialarının Geçersizliği |
Bir bakteri hücresinden bitki hücrelerinin
evrimleşmesi kesinlikle mümkün olmamasına
rağmen, evrimci bilim adamları bu gerçeği
görmezden gelmeye çalışarak birçok tartışmalı
hipotezler ortaya atmışlardır. Ancak yapılan
deneyler ortaya atılan bu hipotezleri çürütmektedir.
3Bu hipotezlerden
en popüler olanı "endosimbiosis"
tezidir. Bu tez 1970 yılında Lynn Margulis
tarafından ortaya atılmıştır. Margulis Ökaryotik
Hücrelerin Kökeni isimli kitabında bakteri
hücrelerinin ortak ve asalak yaşamları sonucunda
bitki ve hayvan hücrelerine dönüştüklerini
iddia etmektedir. Bu teoriye göre, bitki hücreleri
bir bakteri hücresinin bir başka fotosentetik
bakteriyi yutmasıyla ortaya çıkmıştır. Fotosentetik
bakteri ana hücrenin içerisinde evrimleşerek
kloroplast haline gelmiştir. Son olarak ana
hücrede, her nasıl olduysa, çekirdek, golgi,
endoplazmik retikulum ve ribozomlar gibi son
derece kompleks yapılara sahip organeller
evrimleşmiştir. Böylece bitki hücreleri oluşmuştur.
Görüldüğü gibi evrimcilerin bu tezleri tamamen
hayal ürünü olan bir senaryodan başka bir
şey değildir. Bütün masalsı anlatımına rağmen,
bu senaryo evrimciler açısından mutlaka ortaya
atılması gereken bir senaryoydu. Çünkü evrimcilerin,
hem bitki hücresi gibi kompleks bir yapının,
hem de fotosentez gibi canlılar alemindeki
en hayati reaksiyonun nasıl ortaya çıktığını
bir şekilde açıklamaları gerekiyordu. Margulis'in
bu teorisi, hücrenin sahip olduğu bir özelliğe
dayandırıldığı için, diğer iddialardan daha
avantajlı gibi görünüyordu. Bu yüzden Margulis'in
ortaya attığı bu tez, çıkmaz içindeki pek
çok evrimci bilim adamı tarafından bir can
simidi olarak görüldü. Evrimciler bitki hücresinin
bir özelliğine dayanarak bu teoriyi savundular.
İşte bu özellik, hücrenin bütünü göz ardı
edilerek tek başına ele alındığında, konu
hakkında bilgisi olmayan kişileri aldatmaya
elverişli bir özellikti. Fakat bu durum konu
hakkında önemli çalışmalar yapan pek çok bilim
adamı tarafından da çok yönlü olarak eleştirildi:
Bu bilim adamlarına örnek olarak D.Lloyd4,
Gray ve Doolittle5,
Raff ve Mahler'i verebiliriz.
Endosimbiosis tezinin dayandırıldığı özellik,
hücre içerisindeki kloroplastların ana hücredeki
DNA'dan ayrı olarak kendi DNA'larını içermesidir.
İşte bu özellikten yola çıkarak bir zamanlar
mitokondri ve kloroplastların bağımsız hücreler
oldukları ileri sürülür. Ne var ki kloroplastlar
detaylı olarak incelendiğinde, bu iddianın
göz boyamaya yönelik bir senaryodan başka
bir şey olmadığı görülür. Margulis'in endosimbiosis
tezini geçersiz kılan noktalar şunlardır:
1. - Öncelikle kloroplastlar iddia edildiği
gibi geçmişte bağımsız hücreler iken büyük
bir hücre tarafından yutulmuş olsalardı bunun
tek bir sonucu olurdu; o da, bunların ana
hücre tarafından sindirilmesi ve besin olarak
kullanılmasıdır. Çünkü söz konusu ana hücrenin
dışarıdan besin yerine yanlışlıkla bu hücreleri
aldığını varsaysak bile, ana hücre sindirim
enzimleriyle bu hücreleri sindirirdi. Tabii
bu durumu bazı evrimciler "sindirim enzimleri
yok olmuştu" diyerek geçiştirebilirler.
Ama bu, açık bir çelişkidir. Çünkü eğer hücrenin
sindirim enzimleri yok olmuş olsaydı bu kez
beslenemediği için ölmesi gerekirdi.
2. - Yine, tüm imkansızların gerçekleştiğini
kloroplastın atası olduğu iddia edilen hücrelerin
ana hücre tarafından yutulduğunu varsayalım.
Bu kez karşımıza başka bir problem çıkar:
Hücre içerisindeki bütün organellerin planı
DNA'da şifre olarak bulunmaktadır. Eğer ana
hücre yuttuğu diğer hücreleri organel olarak
kullanacaksa onlara ait bilgiyi de DNA'sında
şifre olarak önceden bulunduruyor olması gerekirdi.
Hatta yutulan hücrelerin DNA'ları da ana hücreye
ait bilgilere sahip olmalıydı. Böyle bir durumun
gerçekleşmesi ihtimalinin olmamasının yanı
sıra hücrenin DNA'sıyla, yutulan hücrelerin
DNA'larının birbirlerine sonradan uyum sağlamaları
da mümkün değildir.
3. - Hücre içinde çok büyük bir uyum vardır.
Kloroplastlar ait oldukları hücreden bağımsız
hareket etmezler. Kloroplastlar protein sentezlemede
ana DNA'ya bağımlı olmalarının yanında çoğalma
kararını da kendileri almazlar. Bir hücrede
tek bir tane kloroplast ve tek bir tane mitokondri
yoktur. Sayıları birden fazladır. Tıpkı diğer
organellerin yaptığı gibi bunların sayıları
hücrenin aktivitesine göre artar ya da azalır.
Bu organellerin kendi bünyelerinde ayrıca
bir DNA bulunmasının özellikle çoğalmalarında
çok büyük faydası vardır. Hücre bölünürken,
çok sayıdaki kloroplast da ayrıca ikiye bölünerek
sayılarını 2'ye katladıklarından, hücre bölünmesi
daha kısa sürede ve seri olarak gerçekleşir.
4. - Kloroplastlar bitki hücresi için son
derece hayati önemi olan güç jeneratörleridir.
Eğer bu organeller enerji üretemezlerse, hücrenin
pek çok fonksiyonu işleyemez. Bu da canlının
yaşayamaması demektir. Hücre için bu derece
önemli olan bu fonksiyonlar kloroplastlarda
sentezlenen proteinlerle gerçekleştirilir.
Ancak kloroplastların bu proteinleri sentezlemek
için kendi DNA'ları yeterli değildir. Proteinlerin
büyük çoğunluğu hücredeki ana DNA kullanılarak
sentezlenir.6
Böyle bir uyumu deneme-yanılma metoduyla elde
etmeye çalışırken DNA üzerinde meydana gelebilecek
değişikliklerin ne gibi etkileri olabilir?
Bir DNA molekülünün üzerinde meydana gelebilecek
herhangi bir değişiklik kesinlikle canlıya
yeni bir özellik kazandırmaz, aksine sonuç
kesinlikle zarardır. Mahlon B. Hoagland, Hayatın
Kökleri adlı kitabında bu durumu şu sözleriyle
açıklamıştır:
Hatırlayacaksınız, hemen hemen her zaman bir
organizmanın DNA'sında bir değişikliğin olması
onun için zararlıdır; başka bir deyişle yaşamını
sürdürebilme kapasitesinde azalmaya yol açar.
Bir benzetme yapalım: Shakespeare'in oyunlarına
rasgele eklenen cümlelerin onları daha iyi
yapması pek olası değildir... Temelinde DNA
değişiklikleri ister mutasyonla, ister bizim
dışarıdan bilerek eklediğimiz yabancı genlerle
olsun, yaşamı sürdürebilme şansını azaltma
özelliklerinden dolayı zararlıdır.7 |
| |
Evrimcilerin bitki hücrelerinin oluşumuna
getirdikleri açıklama kısaca bu şematik
anlatımla özetlenebilir.
|
|
Evrimcilerin öne sürdükleri iddialar bilimsel
deneylere ve bu deneylerin sonuçlarına dayanılarak
ortaya atılmamıştır. Çünkü bir bakterinin
başka bir bakteriyi yutması gibi bir olay
hiçbir şekilde gözlenmemiştir. Whitfield,
Book Review of Symbiosis in Cell Evolution
adlı kitabında bu durumu şöyle ifade etmektedir:
Prokaryotik endosimbiosis (yutma) belki de
tüm Endosimbiotik teorinin dayandığı hücresel
mekanizmadır. Eğer bir prokaryot bir diğerini
içine alamaz ise endosimbiozun nasıl kurulduğunu
tahmin etmek güçtür. Maalasef, Mangulia ve
endosimbioz teori için hiçbir modern örnek
yoktur.8 |
Bundan başka bunun bilimsel bir iddia olmadığını,
How Life Began adlı kitabında L.R.Croft da
şöyle ifade etmektedir: Bir bakterinin başka
bir bakteriyi yutması hiçbir şekilde gözlemlenmemişken,
böyle bir iddiada bulunmak hiçbir şekilde
bilimsel değildir. Kaldı ki kloroplast, ribozom,
mitokondri, lizozom gibi organeller hücre
dışına alınarak birbirlerinden ayrıldıklarında
yaşayamamaktadırlar.9 |
| |
| |
|
| NOTLAR: |
1.
Darnell, Implications of RNA-RNA Splicing
in Evolution of Eukaryotic Cells, 202
Science 1257 (1978) |
2.
Prof. Dr. Ali Demirsoy, Kalıtım ve Evrim,
Meteksan Yayınları, Ankara, s.79 |
3.
Book Review of Symbiosis in Cell Evolution,
18 Biological J.Linnean Soc. 77,78,79
(1982) |
4.
D.Loyd, The Mitochondria of Microorganisms,
s.476 (1974) |
5.
Gray & Doolittle, Has the Endosymbiant
Hypothesis Been Proven? s.46, Microbilological
Rev.1,30(1982) "Alıntı |
6.
Biology-The Science of Life, s.94, Wallace-Sanders-Ferl,
4th Edition, Harper Collins College Publishers
/ Invitation to Biology, s.253, Curtis-Barnes,
Worth Publishers Inc. |
7.
Mahlon B. Hoagland, Hayatın Kökleri, TÜBİTAK
12.Basım, Mayıs 1998, s. 153 |
8.
Whitfield, Book Review of Symbiosis in
Cell Evolution, 18 Biological J.Linnean
Soc. 77-79 (1982) |
9.
L.R.Croft, How Life Began, s.93-94, Evangelical
Press (1988) |
|
|
|
|