|
|
BİTKİLERİN EVRİMİNİN GEÇERSİZLİĞİ
|
Kara Bitkilerinin Atası Oldukları İddia Edilen
Algler |
Hayali evrim senaryosuna göre alglerin yani
su yosunlarının, kara bitkilerinin ataları
oldukları ve bunların ilk defa 450 milyon
yıl önce Paleozoik Dönemde evrimleştikleri
öne sürülür. Ne var ki yine son yıllarda ortaya
çıkan fosiller evrimcilerin yazdıkları tüm
senaryoyu, çizdikleri evrim ağaçlarını bozmuştur.
1980 yılında Avustralya'nın batısında 3.4-3.1
milyar yaşında fosilleşmiş resif kalıntıları
bulunmuştur.1
Bunlar mavi-yeşil alglerden ve bakteriyi andıran
organizmalardan oluşmuşlardı. Bu buluş, evrimcileri
daha büyük kaosa sürükledi. Çünkü hayali evrim
ağaçları da yıkılmıştı. Bu ağaca göre alglerin
de 410 milyon yıl önce Palezoik dönemde ortaya
çıkmış olmaları gerekiyordu. Bu konuda bir
diğer ilginç nokta da, bulunan en eski alg
fosillerinin tıpatıp bugünkü kompleks alg
yapılarına sahip olmalarıdır. Bu konuda çalışma
yapan bilim adamları durumu şöyle ifade etmişlerdir:
Daha da ilgi çekici olan, pleurocapsalean
alg ile modern pleurocapsalean algin hemen
hemen birbirlerine denk olduklarının ortaya
çıkmasıdır.2Bugüne
kadar bulunabilmiş en eski fosiller, çekirdeksiz
algler türünden mineraller içindeki fosilleşmiş
cisimlerdir ve bunların üç milyar yıldan daha
uzun bir geçmişleri vardır. Ne kadar ilkel
olurlarsa olsunlar, bunlar bile oldukça karmaşık
ve ustaca organize edilmiş yaşam biçimlerini
temsil etmektedirler.3
Tabii bu noktada akla, evrimcilere sorulacak
şu soru gelmektedir:
100-150 milyon gibi bir sürede, sayısız çeşitte
kara bitkisinin alglerden türediğini iddia
eden evrim teorisi, neredeyse 1 milyar yıl
önceki alglerle bugünkü alglerin tıpatıp aynı
yapıda olmalarını nasıl açıklamaktadır?
Evrim teorisi savunucuları bu ve bunun benzeri
pek çok soruyu görmezden gelmekte ve gerçeklerden
kaçmaya çalışmaktadırlar. Alglerin veya su
yosunlarının evrimi hikayesinin bir başka
açmazı da, prokaryotik algin mi ökaryotik
algden evrimleştiği, yoksa ökaryotik algin
mi prokaryotik algden evrimleştiğidir. Bu
konuda evrimciler kendi aralarında bir çelişki
yaşamaktadırlar. Algin cinsine karar verememektedirler.
Bu noktada öncelikle hücre türlerini genel
olarak incelemekte fayda vardır. |
| |
Resimde görülen yeşil algler, tek hücreli
ya da çok sayıda hücreye sahip olan
ve fotosentez yapabilen organizmalardır.
|
|
| Prokaryot
hücreler bakteri benzeri, içlerinde organel
olmayan hücrelerdir. Ökaryot hücreler ise
bitki ve hayvan hücreleri olup, prokaryotlardan
daha kompleks yapılı hücrelerdir. Evrim teorisi
ilk başta ökaryotik hücrenin prokaryot hücreden
evrimleştiğini iddia etmekteydi. Ancak bunun
imkansız olduğunun anlaşılması üzerine evrimciler
bu sefer de ağız değiştirerek tersini savunmaya
çalıştılar. Fakat bu iddiaları da bir spekülasyondan
öteye geçemedi. Bu konuda evrimcilerin içine
düştükleri çelişkiyi kendisi de bir evrimci
olmasına rağmen Robert Shapiro şöyle itiraf
eder: |
Prokaryotik algden ökaryotik alge geçiş oldukça
fazla sorgulandı, çünkü geçiş o kadar karışıklık
dolu ve o kadar zıtlık içeriyordu ki birçok
modern biyolog bu konuyla ilgilenmedi ve sonradan
tamamen vazgeçtiler. Çelişkiler o kadar büyüktü
ki bazı araştırmacılar daha sonra ökaryotların
prokaryotlardan değil de, prokaryotların ökaryotlardan
evrimleştiğini iddia ettiler. Fosil kayıtları
ise daha açık değildi. Prokaryot fosillerinin
pre-kambriyen kayalarda mevcut olduğu açıktı
ama onların kökeni ile ilgili zaman ya da
şartları bilmiyoruz. 4 |
|
Evrimciler önce sağ üstte görülen sabit
yapılı prokaryot hücrenin evrimleşmesiyle
sağ altta görülen kompleks yapılı ökaryot
hücrenin ortaya çıktığını ve canlıların
oluştuğunu iddia etmişlerdir. Bu iddiaların
gerçekleşmesinin imkansız olduğunu anladıklarında
ise bu sefer işlemin tam tersinin gerçekleştiğini
savunmaya başlamışlardır.
|

|
|
| |
| NOTLAR: |
1.
www.faithmc.org.sg/html/creation/htm |
2.
"Ancient Alga Fossil Most Complex
Yet", Science News, vol. 108 (20
Eylül 1975), s. 181 |
3.
Hoimar Von Ditfurth, Dinozorların Sessiz
Gecesi 1, Alan Yayıncılık, Kasım 1996,
İstanbul,
Çev: Veysel Atayman, s.199 |
4.
R.Shapiro, Origins: A Skeptic’s Guide
to the Creation of Life on Earth, s.90-91
(1986) |
|
|
|
|