|
|
YAPRAKLAR
|
Yeryüzündeki ekolojik dengeyi sağlayan bitkilerdir |
Bitkiler,
yeryüzünde ekolojik dengenin sağlanmasında
en önemli faktörlerdendir. Bunu bir karşılaştırma
yaparak rahatlıkla görebiliriz. Örneğin yeryüzündeki
tüm canlılar havadan oksijen alıp, atmosfere
sadece karbondioksit, ısı ve su buharı verirler.
Bunun yanısıra fabrikalarda yapılan üretim
ve araç kullanımı gibi işlemler sonucunda
da belli miktarda karbondioksit ve ısı havaya
bırakılır. Yeşil bitkilerse bütün canlıların
aksine havadan kabordioksit ve ısı alırlar.
Bu iki maddeyi kullanarak fotosentez yapar
ve havaya sürekli olarak oksijen verirler.
Böyle hassas bir dengenin tesadüfen oluştuğunu
iddia etmek elbette ki akla ve bilime uygun
bir iddia olmayacaktır.
Buraya kadar bahsedilen olayların yaprakta
değil de herhangi bir yerde gerçekleştiğini
varsayarak düşünsek acaba aklınızda nasıl
bir yer şekillenirdi? Havadan alınan karbondioksit
ve su ile besin üretmeye yarayan aletlerin
bulunduğu, üstelik de o sırada dışarıya verilmek
üzere oksijen üretebilecek teknik özelliklere
sahip makinaların var olduğu, bu arada ısı
dengesini de ayarlayacak sistemlerin yer aldığı
çok fonksiyonlu bir fabrika mı aklınıza gelirdi?
Avuç içi kadar bir büyüklüğe sahip bir yerin
aklınıza gelmeyeceği kesindir. Görüldüğü gibi
ısıyı tutan, buharlaşmayı sağlayan, aynı zamanda
da besin üreten ve su kaybını da engelleyen
mükemmel mekanizmalara sahip olan yapraklar,
tam bir tasarım harikasıdırlar. Bu saydığımız
işlemlerin hepsi ayrı özellikte yapılarda
değil, tek bir yaprakta (boyutu ne olursa
olsun) hatta tek bir yaprağın tek bir hücresinde,
üstelik de hepsi birarada olacak şekilde yürütülebilmektedir.
Buraya
kadar anlatılanlarda da görüldüğü gibi b itkilerin
bütün fonksiyonları, asıl olarak canlılara
fayda vermesi için nimet olarak yaratılmışlardır.
Bu nimetlerin çoğu da insan için özel olarak
tasarlanmıştır. Çevremize, yediklerimize bakarak
düşünelim. Üzüm asmasının kupkuru sapına bakalım,
incecik köklerine… En ufak bir çekme ile kolayca
kopan bu kupkuru yapıdan elli altmış kilo
üzüm çıkar. İnsana lezzet vermek için rengi,
kokusu, tadı her şeyi özel olarak tasarlanmış
sulu üzümler çıkar.
Karpuzları düşünelim. Yine kuru topraktan
çıkan bu sulu meyve insanın tam ihtiyaç duyacağı
bir mevsimde, yani yazın gelişir. İlk ortaya
çıktığı andan itibaren bir koku eksperi gibi
hiç bozulma olmadan tutturulan o muhteşem
kavun kokusunu ve o ünlü kavun lezzetini düşünelim.
Diğer yandan ise, parfüm üretimi yapılan fabrikalarda
bir kokunun ortaya çıkarılmasından o kokunun
muhafazasına kadar gerçekleşen işlemleri düşünelim.
Bu fabrikalarda elde edilen kaliteyi ve kavunun
kokusundaki kaliteyi karşılaştıralım. İnsanlar
koku üretimi yaparken sürekli kontrol yaparlar,
meyvelerdeki kokunun tutturulması içinse herhangi
bir kontrole ihtiyaç yoktur. İstisnasız dünyanın
her yerinde kavunlar, karpuzlar, portakallar,
limonlar, ananaslar, hindistan cevizleri hep
aynı kokarlar, aynı eşsiz lezzete sahiptirler.
Hiçbir zaman bir kavun karpuz gibi ya da bir
mandalina çilek gibi kokmaz; hepsi aynı topraktan
çıkmalarına rağmen kokuları birbiriyle karışmaz.
Hepsi her zaman kendi orijinal kokusunu korur.
|
|
Meyvelerin ve sebzelerin lezzetleri, kokuları
ve tadları düşünüldüğünde akla böyle bir çeşitliliğin
nasıl ortaya çıktğı sorusu gelecektir. Aynı
topraktan, aynı suyu ve mineralleri kullanarak,
aynı tadı ve kokuyu hiç şaşmadan tutturan
elbette ki üzümlerin, karpuzların, kavunların,
kivilerin, ananasların kendileri değildir.
Bu benzersiz lezzet, görünüş ve tad onlara
Allah tarafından verilmektedir.
|
Bir
de bu meyvelerdeki yapıyı detaylı olarak inceleyelim.
Karpuzların süngersi hücreleri çok yüksek
miktarda su tutma kapasitesine sahiplerdir.
Bu yüzden karpuzların çok büyük bir bölümü
sudan oluşur. Ne var ki bu su, karpuzun herhangi
bir yerinde toplanmaz, her tarafa eşit olacak
şekilde dağılmıştır. Yer çekimi göz önüne
alındığında, olması gereken, bu suyun karpuzun
alt kısmında bir yerlerde toplanması, üstte
ise etsi ve kuru bir yapının kalmasıdır. Oysa
karpuzların hiçbirinde böyle bir şey olmaz.
Su her zaman karpuzun içine eşit dağılır,
üstelik şekeri, tadı ve kokusu da eşit olacak
şekilde bu dağılım gerçekleşir.
Karpuzların çekirdeklerinin dizilişlerinde
de bir hata görülmez. Her bir çekirdeğin içine
o karpuzun binlerce yıl sonraki nesillerine
ulaşacak bilgi kodlanmıştır. Her çekirdek
özel, koruyucu bir kabukla kaplıdır. Bu, içindeki
bilginin bozulmasını engellemeye yönelik hazırlanmış
mükemmel bir tasarımdır. Kabuk çok sert değil,
çok yumuşak da değil, ideal bir sertlikte
ve esnekliktedir. Kabuktan sonra çekirdeğin
içinde ikinci bir kat vardır. Kabuğun alt
ve üst parçalarının yapışma yerleri bellidir.
Bu yapışma yerleri çekirdeklerin tutunabilmesi
için özel olarak yapılmıştır. Çekirdek, bu
yapı sayesinde sadece uygun nem ve sıcaklığa
kavuşunca hemen açılır. Çekirdeğin içindeki
o dümdüz bembeyaz bölüm kısa bir süre sonra
çimlenerek, yemyeşil bir yaprağa dönüşüverir.
Karpuzun
bir de kabuğunun yapısını düşünelim. Bu pürüzsüz
kabuğu ve kabuğun üstündeki cilalı yapıyı
oluşturanlar hep hücrelerdir. Bu pürüzsüz
cilalı yapının ortaya çıkması için, hücrelerin
her birinin kabuğun yapısındaki mumsu maddeyi
aynı seviyede salgılamaları gerekmektedir.
Ayrıca kabuğu pürüzsüz ve yuvarlak yapan da
karpuz hücrelerinin dizilişindeki mükemmelliktir.
Bunu sağlayabilmek için hücrelerin her birinin
yer alması gereken noktayı bilmesi gerekir.
Aksi takdirde bu pürüzsüzlük, karpuzun dış
yapısındaki bu kusursuz yuvarlaklık oluşmayacaktır.
Görüldüğü gibi karpuzu oluşturan hücreler
arasında kusursuz bir uyum vardır.
Bu şekilde düşünerek yeryüzündeki bitkilerin
tümünü inceleyebiliriz. Bu incelemenin sonunda
elde ettiğimiz sonuç bitkilerin insanlar ve
tüm canlılar için özel olarak tasarlanmış
yani yaratılmış oldukları sonucu olacaktır.
Alemlerin Rabbi olan Allah tüm besinleri canlılar
için var etmiştir ve bunları, her birinin
tadı, kokusu, faydası farklı olacak şekilde
yaratmıştır: |
|
"Yerde sizin için üretip-türettiği çeşitli
renklerdekileri de (faydanıza verdi). Şüphesiz
bunda, öğüt alıp düşünen bir topluluk için
ayetler vardır. " (Nahl Suresi,
13)
|
"Ve birbiri üstüne dizilmiş tomurcuk
yüklü yüksek hurma ağaçları da. Kullara
rızık olmak üzere. Ve onunla (o suyla) ölü
bir şehri dirilttik. İşte (ölümden sonra)
diriliş de böyledir." (Kaf
Suresi, 10-11)
|
| |
|
|
|